KENDİMDEN UTANIYORUM...

10/5/2008 · Kategori: DENEMELERIM

Gecenin bu saatinde aklıma geldi gecede dolaşırken...

bir oyun oynamak...
belki de kendimizle yüzleşmek... Yazmanın, itiraf etmenin o latif sükunetine kavuşmak...

herkesin kendisine ait bir nefs muhasebesi elbette vardır... birileri bize "senin gizlediğin her şeyi biliyorum" dese bizi esir alabilir... Aslında gizlediğimiz her şeyi bilen birisi var... Biz...Kendimiz...Kendimizden kaçamıyoruz...

bir nevi kendi özeleştirilerimizi, olmak isteyip de olamadıklarımızı, bir türlü yapmak isteyip de yapamadıklarımızı ve bunlarla birlikte vicdanımızda sorguladığımız, acısını çektiğimiz ve kendimizden utandığımız hallerimizi yazalım istedim... Buradaki gayem insanların kusurlarını ortaya çıkarmak değil...Zaten konumuz bu kusurları itiraf edebilme cesaretini gösterebilenlere hitap ediyor ve şahsi şeyler değil istediğimiz...

konuya benim başlamam gerekiyor sanırım konu sahibi olarak...

kendimden utanıyorum...; az uyuyup çok şeyler yapmam gerektiği halde öğlenlere kadar uyuduğumda hem kendimden hem rabbimden utanıyorum...

kendimden utanıyorum; her defasında bir daha yapmayacağım, bir daha böyle olmayacak dediğim halde aynı yerlerimden her defasında sokulmamdan...

kendimden utanıyorum, nefsani hislerime mukayyed olamadığımdan...

.....
.....
.....

buyrun kalem erbabları...

satırlar ve ekranlar sizin...

ve şunu da belirteyim ki kimsenin kusurunda gözüm yoktur... çünki en büyük kusurlar bendedir...benden ileri olamaz ki hiç kimse onların kusurunda gözüm olsun...

sevgiyle kalınız...

HALİL KARTAL

FARENİN AVUÇLARINDA ÖLMEK...

10/5/2008 · Kategori: DENEMELERIM

Bizler de bilgisayar başında mı öleceğiz... hem de bu saatler de...gayrısının ölümünü dilimize dolarken biz nerelerde yaşam solukları arıyoruz...

Ha tv başında heyecandan ölmek ha internettin başında hem zamanı öldürmek hem de zamanla ölmek...

Biz de bilgisayar başında mı vereceğiz nefeslerimizi...her ölenin ardınan onlara elbise biçmemiz neden...kalıbına sığanlar sadece bizler miyiz...

Ekranın baş köşesinde gözlerimizin ve ellerimizin hareketlerine hakim olamayışlarımız... Uzun müddet sonra yanıbaşımızda okunan ezan sesini eskisi gibi hissedemeyişimiz... Farkına varamayışımız...

Dünyayı ayağımıza getiren, ama hislerimizi bizden uzaklaştıran...

İrademize hakimiyetimizi ellerimizden alan mevhum... İnternet...

Kitap okumalarımız da azaldı... Vakit bulamıyoruz...Bulamayız çünki arayamıyoruz artık... Aramak gerektiğine de inanmıyoruz...İnanmak istemiyoruz... Ne de olsa elimizin altında... Adı mı; internet...

Eskiden yatmadan önce yastığımıza uzanıp yatmadan önce okuduğumuz kitaplarımız... ve gecesinde gördüğümüz tatlı rüyalarımız...Onlar artık yoklar...

Üretemiyor tüketiyoruz... Her tıklamamız ömrümüzden gidiveren tiktaklar, tıklamalar... Bir arslan miyav diyor...Minik fare kükrüyor... Elimizin altındaki ufacık fareyi zapdedemiyoruz...Kaçıveriyor istemediğimiz yerlere...Tıklayıveriyoruz...Aciziz...aciz..

Aslan olan insan avuçlarında tuttuğu farenin(mausenin) peşinde koşturuyor..

Sormak istiyorum...

Kim kimin oyununda...

Kim kiminle oynuyor...

Haydi Aslanım, kükre ve kendine gel...

Sevgilerle...
Halil KARTAL

Stresli Mü'min Kardeşlerimize-Mü'minin Stresi Olur mu?

10/5/2008 · Kategori: DENEMELERIM

Müminin stresi olmaz belki derdi olur...
...Derdi ol-ma-lı...


Anlatamama derdi... İnsanların ağlanacak hallerine gülmelerinin çile yükünü omuzlarında hisseder...Annesinin ağaran saçlarını gördüğünde gözleri dolar... Ahiret...Ahiret...

Onu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır...

En stresli an dört duvar arasıyken Onu tanımak ve itaat etmek zindanda dahi bir bahtiyarlığı netice vermekte... Belki bir Yusuf gibi...
Mısıra sultanlık mıdır sabr...

Bir söz daha var ki; "Kadere iman eden tüm kederlerden emin olur"

stres kederi doğurur... Kadere iman kederi öldürür...

Kişisel gelişim kitaplarımız "kainatla bir bütün halinde yaşamak, kainatla uyum içinde olmak diyorlar"...

Kainatla bir bütün olmak ise ancak Onu tanımakla mümkün... Onu tanımak da eksik kalmakta ve Onu tanımak ve itaat etmekle mümkün...

Yoksa esbablar altında ezileceğiz...Ruhumuzda sıkıntılar tezahür edecektir maalesef...

Günler, aylar geçtikçe keşke sıkıntı etmeseydim, kafama takmasaydım, üzülmeseydim dediğiniz sıkıntılarınız ne kadar çok değil mi...

Neçare insanız ve bizim de stresimiz ve sıkıntımız olabilir...
Ancak mümkün olduğunca bu sıkıntılarımız cam parçası hükmünde olan geçici ve mâlayani olan dertler için değil, ebede bakan, elmas kıymetindeki dertlerimiz için olsun... O elem dahi tevekkülane lezzet verir...



Ve asıl stres yapmamız gereken hal ne çare şudur ki ahir ömrümüzde bir gün geliverir de.zaman-ı mazide
"Eyvah aldandık ! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik" cümlelerini yaşamış olmanın hüznünü yaşamaktır...Rabbül alemin böyle bir hüzün yaşatmasın bizlere ve istikametten ayırmasın...

ve son olarak streste yaşayan mumin kardeşlerimize acizane en kıymetli ve atom bombası kuvvetindeki tavsiyemiz:

lezzet-i hizmet-i imaniye her kederi unutturur....


İman hizmetinde bulunmayanların bu hizmete dahil olması, iman hizmetinde bulunanların istikametlerini kaybetmemeleri ve daha da gayrete gelmeleri için birbirlerine hususi dualar etmeleri temennisiyle...

selam ve dua ile.

Halil Kartal

Sünneti Yaşıyormusun? Sözde mi Yoksa?

10/5/2008 · Kategori: DENEMELERIM

 

O kadar cümleler okuduk efendimize dair... O kadar sözünü işittik...

O kadar sözünü yazdık satırlarımıza...


Söze döktük, Öze dökemedik

Kaleme döktük, Âleme dökemedik

Okuduk lakin dokuyamadık...

Ona dair olan sözlerimiz kuru kaldı. Islatamadık...

Bilgilendik ama ilgilenemedik...

Geçtik çoğu zaman sığ bir söz gibi...



Bazen sırf okumak için okuduk... Bazen sırf yazmak için yazdık...

Yazdıklarımız çoğu kere yaptıklarımız değildi...
Yapmaya hasret kaldıklarımızdı...Hasretini çektiklerimizdi

Mü'min mü'minin kardeşidir sözünü yazdık efendimizin..
.Çünki hakiki kardeş olamıyorduk...Olamamanın elemini hissediyordu ruhumuz...Olamadığımızdandı yazdığımız...

"kişi dostunun yolundadır. O halde sizin her biriniz dost edineceği kimseye iyi dikkat etsin." yazıyorduk efendimizden. N
eçare ya dosttan yana yaralıydık ya dostu yaralamıştık...


""(Ticarette yalan) yemin,(tüccarın zannınca) mala rağbeti artırır. (Halbuki gerçekte) kazancı giderir." yazmıştık yine...
Çünki olmadık yeminlerimiz vardı bizim

"kabirleri ziyaret ediniz .çünkü onlar sizi ahireti hatırlatır." hadisini yazıyorduk efendimizden ama bir
kabre koşamıyorduk ibret için...

misvağa dair hadislerimiz vardı da misvaklarımız yoktu....

Kelamlarımız arttıkça... Artıyordu elemlerimiz...

Hülasa; Yaşamıyorduk...Yaşayamıyorduk ve farkındaydık bunun...
Kendimizden kaçıyorduk...

Ne yazabilir ki kalem...

Bir dua ile bitirelim...

Sözümüzden özümüze değil, özümüzden sözümüze kelamlarımızı aktarmak duasiyle...

halil kartal

Günümüzde "Düşünce İnsanı" Olma Yolunda İlerleyen(siz genç nesil

10/5/2008 · Kategori: DENEMELERIM

Düşünce insanı olmak...

Kulağa ve kalbe ne kadar da hoş geliyor değil mi. Heyecan veriyor belki de.Pır pır oluyor belki kalbiniz...Düşünce insan olmak.

Kimbilir kendimize göre biz birer düşünce insanıyız.Kimbilir bize göre bizden başkası daha güzel düşünemez...

Düşünce insanı olmak; neyi düşüneceğini bilmek, düşüncelerinde malayaniyata sed çekmek...

Bir Düşünce insanı düşleyin ki; toplumun gündüzü halinde güneşi, toplumun gecesi halinde ayı olan.Toplumunu ve kendini karanlıkta koymayan, koyamayan...Mum gibi yanarken eriyip biterek kendinden kaybeden değil, güneş gibi yanarken hem kendini hem başkasına ışık olan...yol gösteren ve tükenmeyen...

Düşünce insanı; gaye-i hayali olan...

Düşünce insanı; bir tarifi belki herkes gibi düşünmeyen...Başka bir tarifi her zaman bir düşü olan...

Yolda yürürken dışarıdan bakıldığında her insan gibi olan fakat hiç bir insan gibi olmayan, olamayan...

Zamanı malayaniyattan kurtarmış her anın kıymetinin derkinde ve şuurunda, hem kendi terbiyesine hem de toplumun ıslahına çözüm arayan...Aramakla kalmayıp bilfiil o işi pervasızca yapan...

Düşünce insanı...Eşdeğer anlam fikir insanı...Bir başka eşdeğer anlam "çile insanı"...

Beklenen nesil...Altın nesil...

Bir Düşünce insanı düşleyin ki düşünmenin sadece okumak olmadığını bilen, okumakla kalan fikrin "tencerede çok güzel bir şekilde hazırlanıp pişirilmiş fakat kimseye yedirilip fayda sağlanmayan bir yemek" gibi olduğunu düşünen...İkram edilmeyen fikrin kafa tenceresi içinde çürümeye ve kokmaya yüz tutacağını bilen...

Bir Düşünce insanı düşleyin ki...

Etrafını çepeçevre kuşatmış tüm dalalet ve olumsuzluk efkarına karşı, rabbine olan istinad ve itimadıula aualta durmaya çalışan ve birgün mutlaka muzaffariyet meyvelerini tadıp yiyeceğini bilen ve çileyi kendine azık yapmış insan...

Fikir insanı; yorulmak bilmeyen...

Birilerin ona gelip; yoruldun artık biraz dinlen başka zaman yaparsın, yarın devam edersin dediğinde onlara karşı "dinlenmek için önümde ebediyet var" cevabını verebilen...

Bir Düşünce insanı düşleyin ki... "Bugün Allah için ne yaptım"ı sorgulamakla beraber ki - bu cümle o günün yani geçen mazinin bir muhasebesidir, aynı zaman da "Yarın Allah için ne yapacağım" sualinin cevabını da bulup yastığına başını hüzünle koyan...

Bir Düşünce insanı düşleyin ki; kuracağı binanın harcını,betonunu maziden,şeklini ve süsünü halden yani o zamandan, korumasını da müstakbelden ören...

Bir Düşünce insanı düşleyin ki...Hal ile kali yerinde kullanan...

Bir Düşünce insanı düşleyin ki...Düşünce İnsanı'nın bir düş olmadığı bilen ve her insanda defineyi arayan...

Bir Düşünce İnsanı düşleyin ki bu yazıyı okurken kendisine şu an sorduğu "acaba neler düşünmeliyim" sualinin cevabını şu dakika da bulan ve birazdan ayağa kalkıp atalet ve tembelliğini çiğneyip düşlerine koşan...

Buyrun...düşlerinize koşun...Düşünce insanı olmak bir düş değil...

Dünya sizleri bekliyor...Sahi hala kalkamadınız mı yerinizden... Düşünüyormusunuz?

Halil Kartal

« Önceki ::